31 Temmuz 2012 Salı

öyleyse..

Özledin mi.? Özledim gerçekten özledim. Bunu böyle çocukça anlatabilirim çok çok dünyalar kadar diye. Yine gariptir ki aynı şehirde olabiliriz haberim çok uzaklardan gelen bir bilgi. Ben nasıl oluyor da dayanamıyorum bu sevdalık haline ve sen nasıl kararlısın bu kadar. Sözlerimi gösterebilirsin gerekçe olarak bunu benim istediğimi şimdi kendine düşeni yaşadığını. Sözlerimin boşluktan hiç bir şey yokken söylenmediğini düşünmüyorsun. Sözler satırları doldurabilir ama bu işe yarayan bir şey mi emin değilim uzatmadan bitirmek en iyisi bu yüzden. Şimdi hayallerin var hayallerin peşinden gidiceksin kararlısın çünkü her  şeye rağmen görme isteğin yok hani ne kadar yakıştıramasanda pişman olcağını bile bile bazen yüreğine söz geçiremezsin de bir şey yaparsın ya beni görmek isteği böyle olmadı. özledim seni öpüyorum bir zamanlar seni bana getiren ayaklarından..

şizofren Furkan

İstiklal caddesi..

eğer............


o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, 
arkalarında doldurulması 
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. 


dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, 
en güzel yerde başlatılsaydı eğer. 


utanılacak bir şey değildir ağlamak, 
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer 


yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, 
çalınan birinin kalbiyse eğer. 


korkulacak bir yanı yoktur aşkların, 
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. 


o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, 
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. 


daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, 
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. 


belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, 
öylesine delice bakmasalardı eğer. 


çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de 
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. 


yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, 
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. 


düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, 
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. 


su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, 
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. 


rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, 
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. 


o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, 
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. 


o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, 
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. 


bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, 
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. 


kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, 
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. 


anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, 
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. 


uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, 
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. 


issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, 
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. 


yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, 
kulağına okunacak biri olsaydı eğer. 


inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, 
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. 


gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, 
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. 


issızlığa teslim olmazdı sahiller, 
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. 


sen gittikten sonra yalnız kalacağım. 
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, 
ya canım ellerini tutmak isterse... 


evet sevgili, 
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, 
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, 
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

30 Temmuz 2012 Pazartesi

özledim seni...

özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Geçmişin Yükü..




Bizler Tanrı'nın yetim çocukları 
Cennetten düşen umut sürgünleri 
Her şey Adem'in ilk oğlundan beri 
Az çok eskisi gibi 


Gölgeler seyreder uzaktan bizi 
Ağlatırken güldüren masallar ülkesi 
Yarını mühürleyen bir rüya gibi
Omzumuzdan düşmüyor geçmişin yükü 


Bizler Tanrı'nın kırık hayalleri 
Devr-i dünyanın kader yorgunları 
Bağlı gözlerin çözülmüyor düğümleri 
Tükenmeden nefesleri 


Gölgeler seyreder uzaktan bizi 
Ağlatırken güldüren masallar ülkesi 
Yarını mühürleyen bir rüya gibi 
Omzumuzdan düşmüyor geçmişin yükü