14 Ağustos 2012 Salı

sadece yap..



Insanlar sizin düşündüklerinize şiddetli bir şekilde karşı çıkabilir bu sorun değil. Bir şey yapmaya karar verirken de içinizden gelen çeşitli olumsuz önrileri nasıl susturup yapmak istediklerinizi nasıl yapıyorsanız insanları da susturun yapmak istediğinizi yapın.



Şizofren Furkan

31 Temmuz 2012 Salı

öyleyse..

Özledin mi.? Özledim gerçekten özledim. Bunu böyle çocukça anlatabilirim çok çok dünyalar kadar diye. Yine gariptir ki aynı şehirde olabiliriz haberim çok uzaklardan gelen bir bilgi. Ben nasıl oluyor da dayanamıyorum bu sevdalık haline ve sen nasıl kararlısın bu kadar. Sözlerimi gösterebilirsin gerekçe olarak bunu benim istediğimi şimdi kendine düşeni yaşadığını. Sözlerimin boşluktan hiç bir şey yokken söylenmediğini düşünmüyorsun. Sözler satırları doldurabilir ama bu işe yarayan bir şey mi emin değilim uzatmadan bitirmek en iyisi bu yüzden. Şimdi hayallerin var hayallerin peşinden gidiceksin kararlısın çünkü her  şeye rağmen görme isteğin yok hani ne kadar yakıştıramasanda pişman olcağını bile bile bazen yüreğine söz geçiremezsin de bir şey yaparsın ya beni görmek isteği böyle olmadı. özledim seni öpüyorum bir zamanlar seni bana getiren ayaklarından..

şizofren Furkan

İstiklal caddesi..

eğer............


o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, 
arkalarında doldurulması 
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. 


dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, 
en güzel yerde başlatılsaydı eğer. 


utanılacak bir şey değildir ağlamak, 
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer 


yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, 
çalınan birinin kalbiyse eğer. 


korkulacak bir yanı yoktur aşkların, 
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. 


o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, 
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. 


daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, 
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. 


belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, 
öylesine delice bakmasalardı eğer. 


çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de 
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. 


yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, 
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. 


düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, 
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. 


su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, 
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. 


rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, 
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. 


o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, 
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. 


o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, 
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. 


bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, 
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. 


kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, 
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. 


anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, 
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. 


uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, 
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. 


issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, 
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. 


yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, 
kulağına okunacak biri olsaydı eğer. 


inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, 
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. 


gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, 
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. 


issızlığa teslim olmazdı sahiller, 
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. 


sen gittikten sonra yalnız kalacağım. 
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, 
ya canım ellerini tutmak isterse... 


evet sevgili, 
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, 
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, 
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

30 Temmuz 2012 Pazartesi

özledim seni...

özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Geçmişin Yükü..




Bizler Tanrı'nın yetim çocukları 
Cennetten düşen umut sürgünleri 
Her şey Adem'in ilk oğlundan beri 
Az çok eskisi gibi 


Gölgeler seyreder uzaktan bizi 
Ağlatırken güldüren masallar ülkesi 
Yarını mühürleyen bir rüya gibi
Omzumuzdan düşmüyor geçmişin yükü 


Bizler Tanrı'nın kırık hayalleri 
Devr-i dünyanın kader yorgunları 
Bağlı gözlerin çözülmüyor düğümleri 
Tükenmeden nefesleri 


Gölgeler seyreder uzaktan bizi 
Ağlatırken güldüren masallar ülkesi 
Yarını mühürleyen bir rüya gibi 
Omzumuzdan düşmüyor geçmişin yükü

26 Haziran 2012 Salı

AYRILDILAR...


Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya, çıldırasıya...

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz
yüzde hudutsuz kere yüz...

Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım dudağımla,
yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...

Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

Nazım HİKMET

19 Haziran 2012 Salı

ahırda ki beyaz atlı prens..

Ne zaman uydurulduğu bilinmeyen bir hikayedir beyaz atlı prensin gelip başrol ün
(ki bu herkesin dünyasında kendisidir) kalbini çalmasıdır. İnanılmaz aşk kokan bir anlatımla etkisine girmemek elde değil. Peki bu beyaz atlı prens nerelidir nereden çıkıp gelir? Kahramınımız aslında her erkek olabilir genel standartlarda ki herkes olabilir. Standartımız var çünkü her ne kadar iç güzellik önemli olsa da kimse dışını beğenmediğinin dur içine bakayım demez.Gerek duymaz zaten. Şimdi yüreğine kimin ulaşacağı garip bir durum. Domino gibidir tüm taşlar dizilmiş sadece küçük bir dokunuşa ihtiyaç var. İşte bir küçük hareket bir durumda ki takınılan tavır aklınıza gelebilecek her türlü şey olabilir ve yıkılsın taşlar beyaz atlı prens gelmiştir. Sıkıntı şudur ki prens yalın ayak gelir beyaz at zaten hanfendilerin gönlündedir. Dominonun etkisiyle şaşmış güzelimiz farkında olmadan ahırın kapısını açık bırakır uyanık prens ata biner ve mutlu son. Prensler asla olmadı sadece prens olduğuna inandıran erkekler var kimisi çok başarılı takdire şayen öyle ki domino taşının nerede olduğunu rahatlıkla bulabilecek her türlü kadını etkisine alabilecek bir yetenek hiç sevgilisi olmamış evli sevgilisi olan sadakatli masum her kadını hiç ayırt etmeden ahırlarında ki atı almaya ikna edebilir.

Hayat; bir balıkçının mırıldandığı kadardı : Rastgele!

yalniz adamlar sokağı

18 Haziran 2012 Pazartesi

en olmadık..




Geceleyin şarkı dinlemek tehlikelidir. Bir söz bir tını bir anının tetikleyicisidir. Kusursuz insan beyni! Hiç bir şeyi unutmaz. Unuttun sanıp oyalanabilirsin ama en olmadık yerde filizlenip farkına varmadan büyüyü verir. Sana kalan boşlukta bir sigara yakmak olur.



yalniz adamlar sokağı

13 Haziran 2012 Çarşamba

ben senden önce ölmek isterim.. (13)


Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak:
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey:
belki diyor.

12 Haziran 2012 Salı

yürekten..



sevdim sandım 
sevildim sanırdım 
sonra uyandım 
sonunda ben anladım 


ayrı kaldım 
ayıldım bayıldım 
sonra uyandım


sonunda ben anladım 


öyle yürekten seviyorsan 
aklı başından atacaksın 
kimi yanında arıyorsan 
önce içinde bulacaksın 


aklım nerde 
kaçırdım seninle 
sorma ne halde 
sorulmaz bu kimseye

10 Haziran 2012 Pazar

Kaybetme..

insan hayatta kaybetmemeli hiçbir şeyi kaybedebileceği tek şey bir paket sigara olmalıydı. Aynı tadında bulabilirsin nasılsa..

yalniz adamlar sokağı

guru isyanlarda..



Yüz çevirdin bugün bana, dayanamayacağım şekilde.Bakmadın bile.Her gün sabah gördüğümde günümün güzelleştiği sabahımın aydınlandığı o güzel yüzünü göstermedin ve gülmedin hiç bana.Belki bana vermekten vazgeçip kendine yeni bir yüz bulduğun için yapıyorsun bunu


Peki hiç düşündün mü ? O yeni yüz sana gerçek değeri verecek mi ? Hayal ettiğin dünyayı yaratmaya çalışacak mı ? Açıkcası bunun öyle olmayacağını biliyorum.Ama gene de her zaman isterim ki güzel nazifemin yüzü bu kadar aydınlık ve mutlu bir şekilde güler ,platonikte olsa seni kolay kolay unutamayacak olan bu guru seni hala seviyor.










yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa

4 Haziran 2012 Pazartesi

mekanik aşk..


aşk teknolojik bir şey aşık olduğun gün eskir aynı bir telefon gibi daha iyisi daha özellikli sine gider aklın aldatmakta bundan olsa gerek.




yalniz adamlar sokağı

2 Haziran 2012 Cumartesi

renk..

renklerin gerçekliği şüphelidir. İnsan büyüdükçe renk körü oluyor. Eskiden hiç umrumuz da değildi belki ama güzel çiçekler vardı. Güneş şimdikinden daha babacandı. Ezan okunmasın akşam olmasın ki biz biraz daha dışarıda kalalım diye batmamaya çalışırdı. Renkler siyah ve beyaz şimdilerde büyüdükçe garipleşiyor insan belkide insanlığını unutuyor olgunluk övünülesi bir şey değil belkide. Sokak da ev de orada veya burada her şey engelden öte bir oyun aracı çocuklukta kavgalar öpüşüp barışacak kadar telafisi mümkün. Düşünme yetisi, kişisel faydayı arttırma olgularının olmadığı içinde ki zehrin daha kana karışmadığı dönemler. Yıllarını büyümeye hasret çekmiş bir çocuğun ızdırabı var şimdilerde. Önemli olduğu düşünülen bir hayat, her neye emek verdiysen olmasıya şeyleri karşına çıkaran bir sistem sevdalar filmlerde güzel kavgalar gözler ıraklara dalıp hafif abartılı bir anlatımla yaşlanmış çocuk acizliğine tekrar dönmüş yaşlılarda güzel. İnsan yaşlanır büyüdükçe çocukluğuna dönesi renkleri tekrar göresi olduğundan ve yaşlanır yaşlandıkça bir bebek gibi huysuz bir yaramaz hayta gibi en ufak şey de küsen haline döner. Ölüm gelir öyle ya da böyle renkle doğar renkle ölür insan.

yalniz adamlar sokağıvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv

15 Mayıs 2012 Salı

insanlar birlikte yaşayacak..



İki insanın veya birçok insanın birbirine güvenmesi neden bu kadar zorlaştı. 

Kötüye giden çevre, yalanın günlük konuşma haline dönüşmesi, bunlar elbette bazı nedenler. 

Âmâ işin aslında çocuk yetiştirmek yatıyor.

 Herkes çocuklarını dışarıya karşı o kadar korku dolu, kötü, yaşanmaz bir yer gibiymiş yetiştirmeye çalışıyor.

 İnsanlarsa, ailelere göre hepsi dolandırıcı, sapık, düzenbaz kişiler. 

Bir insan bu şekilde yetişiyor, kendisi de güvenilmez biri oluyor. 

Peki, bunun sonunda nasıl insanlar birlikte yaşayacak, gerçekten birini sevecek, dostluklar kurabilecek.

 Eğer çocukları böyle yetiştirmeye devam ederse toplum bu söylediklerimin hiçbirini yapamayacaklar. 

Gelin vazgeçelim bundan sonraki nesilleri yeni çocukları da böyle yetiştirmeyelim.


yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa

11 Mayıs 2012 Cuma

zehir..

aydınlık karanlık önceydi
saatlerle boğuşurken
yolunda ne varsa..
sarhoşum
saatimin akrebi zehirledi.


yalnizadamlarsokagi

9 Mayıs 2012 Çarşamba

özlemek ıslanmak gibi biraz..

Islandı şehir küçük çocuk elleriyle
ıslanan asfaltta dans eder istiklal..
delik bir brandanın altında mırıldanılan şarkılar

dilenciden dilendiğim sigaram
küçük adımlar büyük ayaklarla
özlemek ıslanmak gibi biraz.



yalnizadamlarsokagi.com

4 Mayıs 2012 Cuma

Kül..


Yalnızlığına kazdığın mezara aşkını koymaktır ayrılık.
Külleri kalır elinde..
zaman döver aciz yüreğini.




yalnizadamlarsokagi.com

3 Mayıs 2012 Perşembe

Tanrının kırık hayalleriyiz..




Bir gün gözlerim açıldı ve gerçekleri gördüm. Çocuktum ve isyan etmeye başladım yanlışlara ,çünkü o zaman gördüğüm yanlışlar başkaları tarafından yapılıyordu biz insanlarsa doğru olanlardık , yanlışları onlar yaptırıyordu. Fakat yine bir gün bu sefer gerçek uyanışı yaşadım asıl rüya isyan ettiğim başkalarını suçladığım o günlerdi çünkü yanlışı yapanlar onlar falan değildi yaptıranlarda onlar değildi, yanlış olan gerçekte bunları yapmak isteyen bendim yani biz insanlardık.Ve artık kendimi sineye çektim ne devleti ne de tanrıyı sorguluyorum ,çünkü gördüm ki biz sadece tanrının kırık hayalleriyiz , ve devleti oluşturan bu hayal kırıklığı insanlar.






yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa



9 Nisan 2012 Pazartesi

Guru'nun arabeksi..


Neden sevdim seni hiç anlamıyorum. Güzel yüzün, gözlerin karakaşın kara saçın için mi sevdim seni.
 Kendimle ilgili ne buldum sende. Belki de tam tersi kendimle ilgili hiçbir şey bulmadığım için mi. 
Hayata bakış açımız mıydı bizi bağlayan. Belki de tam beklediğim bir zaman da karşıma çıktığındandır. 
Yada hiç beklemediğim bir zamanda mükemmel bir şekilde karşıma çıktığın içindir. Bunları düşününce seni sevmek çok mantıksız geliyor.
 Âmâ aşk yâda sevgi mantık dinleyen şeyler değilmiş bunu şimdi daha iyi anlıyorum. 
Tek bildiğim bu kadar kadının içinde yanımda olmasını istediğim elini tutmak istediğim bir tek sensin. 
Seni hala seviyorum yaşama tutunma sebebim 




yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa

7 Nisan 2012 Cumartesi

İşte Geldik Gidiyoruz..


sevgili arkadaşım Guru Mustafa'ya ve sizlere ithafen.. şizofren Furkan

5 Nisan 2012 Perşembe

Bir Andı..


BİR ANDI

 Bir andı seni yüreğime yazdığım. Her şeyin bittiği yada her şeyin başladığı andı. Hayatımı, hayallerimi, geleceğimi ikiye böldüğüm bir andı.

 Hoş sensiz olan kısımda ne hayat var ne hayal. Her şeyin seninle güzel ve tatlı geldiği bir dünyaydı seni sevmek. 

Asla bitmeyecekmiş gibi güzel hiç tahmin etmediğim kadar kısa. Bir seninle geçiyordu zaman şimdi durdu zaman ilerlemiyor benim için. 

Sadece nefes aldığım gerçekte ise zehirleyen bir hava soluyorum. 

Ne zaman hızlanıyor artık ne de yaşama isteğim sen olmadan yürüyemiyorum bu hayatta, her geçen gün içimdeki acı büyüyor 

www.yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa



29 Mart 2012 Perşembe

Cadı..



İki hafta oldu sigarayı bıraktım hep sen gelince aklıma yakardım bir tane dumanıyla beraber kurardım hayallerimizi, sigarayı ne zaman bırakırsam seni de o zaman düşünmeyi bırakacağım diye düşünürdüm ama şimdi görüyorum ki tiryakilik gerçekte benim için bir sigara bir çay veya bir uyuşturucu değilmiş benim tiryakiliğim de senmişsin be tatlı cadım


şarkı da dediği gibi:


 “Son bir isteğim senden 
Bir daha deneyelim 
Bunca yıl sonra yine 
Bu istek çok mu söyle 
                                                                      Çıldırtsanda seninim 
                                                                     Yalvartsanda seninim 
                                                                      Tiryakinim, tiryakinim”
                                                                                                                                                yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa


3 Mart 2012 Cumartesi

hiç düşündünüz mü?

Niçin yaşadığınızı hiç düşündünüz mü? Amacınızın ne olduğunu, nereye gittiğinizi, mutluluğu nerede bulacağınızı Şöyle bir bakın hayatınıza ve gerçeği görmeye çalışın farkında olmadığınız o bilinçaltınızın yönlendirmesiyle yaşıyorsunuz. Neden burada olduğunuzu? Neden bunu yaptığınızın farkında olmadan. Lafta her şeyden haberdar, her şeyi görüyorsunuz. Gerçekte hiçbir şey yapmıyorsunuz Sadece bir kere deneyin kendinize yüksek bir tepeden bakın ve aslında bir karıncandan farkınız yok. Bunu görüp artık karar vermelisiniz boş bir beyin veya birey olarak değil kendi belirlediğiniz yolda bir insan olarak yaşamaya başlayın


www.yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa

12 Şubat 2012 Pazar

Dedeleriz..





Yapamadık işte bize benzeyen diğer insanlar gibi hapsolduk dünyamıza ne zaman çıkmaya kalkışsak ,ayağa kalkıp gitmeye çalışsak beceremedik belki inancımız yetmedi 
belki de gerçekten istememiştik gitmeyi kim bilir belki de hep burası daha güzel geliyordu. iç dünyası büyük dış dünyası ise neredeyse hiç olmayan 
insanlar olarak bitecek hayatımız çünkü o dış dünyaya dönmek için gitmemiz gerekiyordu buralardan maalesef beceremedik 
bundan sonra da hayatı boyunca gerçek mutluluğu yaşayamayan hiçbirşeyin gerçek tadını alamayan ,yaşlandığında torununa anlatacak birşeyi olmayan dedeler olacağız.


yalnizadamlarsokagi.com - Guru Mustafa

8 Şubat 2012 Çarşamba

Sessizliğin kokusu..

Yeni boyanmış bir oda gibi kalbim
alışamadım..
ağır geliyor sessizliğin kokusu
garipsiyorum boşluğun yeni rengini
uykum var uyuyamıyorum.


yalnizadamlarsokagi.com 

1 Şubat 2012 Çarşamba

Seyirlik değil ömürlük olsun..




hiç ummazdım oldu sonbaharda 
hediye gibi geldin hoşgeldin 
seyirlik değil ömürlük olsun 
dilerim bu defa bu son olsun 
seyirlik değil ömürlük olsun 
bir yastıkta nasip olsun 
gel koynuma gel oyunuma gel 
akşam gözlü esmer... 
safa geldin son ihtimalim 
bir sana kalmış halım 
hoşgeldin.. 
seyirlik değil ömürlük olsun 
dilerim bu defa bu son olsun 
seyirlik değil ömürlük olsun 
bir yastıkta nasip olsun 
gel koynuma gel oyunuma gel 
akşam gözlü esmer.. 

31 Ocak 2012 Salı

Sende uyumuyorsun şimdi..

Işıklar kapanmış şimdi
Ve penceremden gördüğüm tüm pencerelerde
Ne savaşlar yaşandı kim bilir.
İçtiğim sigara bu gece yanan son sokak lambasına
Yağmur yok kar yok efkar öyle çok.
Söz yok keder çok.
Sende uyumuyorsun şimdi
Gece mutlu insanlar için uyuma vakti.
Zaman çok umut yok
Bağırmak bir ayyaşın ki gibi öyle samimi içten 
Kızmak yok zehir çok.
Yer var inan gönlümde
Yer çok içinde yaşam yok.

yalnizadamlarsokagi.com - 

23 Ocak 2012 Pazartesi

Yağmur notları..


 Bir yerde okumuştum
Aşık olunca yağmur ıslatmaz diye
Ve şöyle devam ediyordu
Ciğerlerin sigarayla dolunca
Bir incir ağacı sarıyordu yüreğini
Kökler iliklerine kadar sarınca seni
Meyvelerini döküyordu gözyaşları




 yalnizadamlarsokagi.com - hakan candan



21 Ocak 2012 Cumartesi

Halimiz Duman..


Giderek dağı,duvarı aştık, 
Yardan uzak aleme daldık, 
Aman aman çaresiz kaldık, 
Halimiz Duman amaaaan... 
Giderek kanımız zehir dolmuş, 
Yoldan çıkan kurda yem olmuş, 
Dost dediğin kalbini soymuş, 
Halimiz duman amaaan 
Halimiz duman amaaan
Nerde yaşarsan yaşa babaam, 
Sevgi,aşk heeepsi yalaaan, 
Giderek dağı,duvarı aştık, 
Yardan uzak aleme daldık, 
Aman aman çaresiz kaldık, 
Halimiz Duman amaaaan... 
Nerde yaşarsan yaşa babaam, 
Sevgi,aşk heeepsi yalaaan 
Giderek kanımız zehir dolmuş, 
Yoldan çıkan kurda yem olmuş, 
Dost dediğin kalbini soymuş, 
Halimiz duman amaaan 
Halimiz duman amaaan 
Halimiz duman amaaaaan...

15 Ocak 2012 Pazar

Akışkan Aşk..

     İnsan ilişkilerini anlamaya çalışmadan önce insanın doğasını iyice anlamamız lazım. Tanımadığımız bir varlığın neyi ne için yaptığını anlamak aksi halde mümkün değildir. İnsan dünya üzerinde yaşayan canlılar içinde düşünme yetisine sahip tek varlıktır. Tüm sebep ve sonuç ilişkisi insanın bu özelliğinden kaynaklanmaktadır. İnsanın düşünme yetisi tek başına çalışma kabileyetine sahip değildir. Düşünme yetisi duygularından etkilenir bu etkileşim insanın bazen akıl yetisine sahip olmadığını bile düşündürecek kadar ileri düzeyde olabilir. Böyle karmaşık bir iç dünyaya sahip varlığın tek başına yaşamayıp kısmen hayvanlarda olduğu gibi toplu halde yaşaması insan ilişkilerini ortaya çıkarmış ortaya çıkan ilişkisi ise genel kurallara dayandırılamayacak kadar karmaşık bir haldedir. Günümüz de ise durum daha karmaşık bir haldedir. Bunun nedeni bugüne kadar zorla denilebilecek dayatılmış ilişkiler akrabalıkk bağları bulunan insan şimdi bu ilişkilerden de kopmuş topluluk halinde yaşayan fakat hiç bir ilişkiye sahip olmak istemeyen birey tipi ortaya çıkmıştır. Kendinden başka biriyle bağ kurabilmenin temel ihtiyacı güven duygusudur. Güven duygusunun azlılığı veya çokluğu ilişkinin katagorisini belirleyecektir.
     Güven  duygusunun tahsis edilmesi günümüz şartlarında geçmişe göre daha zor bir hal almaktadır çünkü güven kazanabilmek için sorumluluk olmak hatta kendi isteklerinin  bir kısmından vazgeçmek gerekir. Bireyselleşmenin  bir hayat tarzı olarak yoğun bir kitle tarafından benimsendiği günümüzde sorumluluk olmak neredeyse kendine ihanet etmek gibi acı bir tat vermektedir. Yine de insanın yaratılışından gelen içten gelen dürtüsüyle sürekli ilişki halinde olmayı isteyen  özellikle karşı cinsle özel bir bağ kurmanın hazzına dayanılmaz bir istek duyan insan aklının ona yasakladığı sorumluluk almama yasağını delmektedir. Aklı ve duyguları arasında ki daimi savaşın sonrasında ilişkiler akışkan bir hal üzeridir. Belirli kalıplardan uzak bir o kadar da kendi içinde bağlıcılığı vardır. Bunun en güzel örneği evlilik denen kurumun yasalarla korunuyor olmasıdır. Esasen evlilik dediğimiz hadise elimize aldığımız üzerinde devletin resmi mührü bulunan fotoğraflarımızın altında beyannameyi kabul eden imzalarımızın  bulunduğu bir şey değildir. Evlilik hayatın getirdiği güzel duyguları, zevkleri ve kederleri paylaşmak istediğin insanı insanlara duyurmaktır. Bunda ki temel amaç topluluk halinde yaşayan insanın toplumu rahatsız edicek eylemlerde bulunmama gereksinimidir ama güvenden yoksun insanlar beraber yaşamak istedikleri insanı yasalarla bağlamak zorunda kalmışlardır. Yasalar o kadar ağır şartlar taşımaktadır ki evlenmek tehlikeli bir istek konumuna gelmiştir.
   İlişkiye geçilen insandan beklenti o kadar fazladır ki karşındakinin bütününü bir kenara atarak sadece istediğiniz parçalarını aldığınız bir düzen şeklindedir. Durum daha da kötü bir hal almak zorundadır. Günümüz insanı artık duygularına önem vermediği gibi aklını da kullanmaktan vazgeçmiş durumdadır. Bunu onun için yapan bir kesim oluşmuştur. Bu kesim kimi zaman bilimsel konuşan psikoloklardan kimi zaman magazinin gözde isimlerinden oluşmaktadır. Bu insanlar size ideal insanı bir ilişkiden ne beklenmesi gerektiği gibi genel kurallara dayandırılmış şeyler söyler. Bu tam bir fiyaskodur! Dünyada yaşaya 6 milyar insan var ise altı milyar farklı psikoloji ve doğru yanlış kavramı vardır. Buna ek olarak her ilişki ilişkiyi yaşayan çiftten bağımsız olarak kendi kişiliğine sahiptir. Tüm bu kompleks yapıyı belirli standartlara indirgediğimiz de ilişki kurmaktan korkan insanımız yaşadığı başarısız ilişkilerden sonra artık ilişkide olma halinden kaçınmaktadır.
   İnsan düşünebilen bir varlık olmasının sonucu olarak öğrenebilen bir varlıktır. Yaşadığı başarısız ilişkilerden sonra bu oyunun kurallarını öğrendiğine dair bir düşünce içine  girer böylece durum daha tehlikeli bir hal alır. Zaten tüketime meyilli olan insan şimdi tüketim seviyesinin standartlarını çok üst seviyelere taşımış ayrıca bunuda yetersiz görmektedir. İlişki kurmaya çalıştıkları insanlara verdikleri ve karşı taraftan aldıkları uzun süreli taahütler ise oyunu oynamak için öylece söylenmiş hiç bir yaptırımı olmayan yalan olarak ortaya çıkıyor. Özellikle günümüz ilişkilerinin bir başka sorunu ise ilişkilerin artık sanal ortamlardan yaşanıyor olmasıdır. İki insan bir araya geldiğinde doğası gereği içinde bulunan dinamikler aktif haldedir. Göz teması sesdeki titreme bile ilişkinin doğal olmasını sağlamaktadır. Fakat günümüzde her şeyin elimizin altında ve hayal gücümüze kaldığı sanal ortamda malesef insanlar kendilerini asla olmadıkları insanlar dönüştürmekte sanal ortamda harika olan  ilişkiler gerçek karakterlerin bir araya gelmesi ile fiyasko ile sonuçlanmasına sebep olmaktadır.
  

   Tarihler boyu üzerinde durulan en mühim konulardan birisi tartışmasız aşk kavramıdır. Söylenişi kadar kolay yaşanmayan bir anlam taşır aşk. Hayatını bireysellik üzerine inşa etmiş insanımız aşık oluncaya kadar kendini kusursuz hisseder. Aşık olduğunda ise ilk defa eksik bir parçasının bir başkası içinde olduğunu anlar. Tamda burada farkında olmadan insan  iki yol arasında tercih yapar aşık olur veya arzu duyar. Her ne kadar aynı anlamları ifade ettikleri düşünülsede bu iki kelime birbirine sadece benzer iki kardeştir. Huyları ve istekleri tamamen farklıdır. Eksik parçanı bulduğunda onunla bütünleşmek istersin. Parçanı taşıyan insanı ele geçirmeye başladığında aşk ve arzu burada ortak hareket  eder. Ayrım noktası ise arzunun tehlikesinin daha büyük olmasıdır. Arzu beraber yaşama dürtüsünden tamamen uzaktır. Amacı ilişkide olduğu insanı yok etmek üzeredir. Yakalar sarar kanını emer ve ondan geriye hiçbir şey kalmadığından emin olana denk sürekli talepte bulunur ölmesine izin vermeden sadece yaşayabilmesi için gereken alanı ona tanır. Bu davranış tüketim toplumumun zorunlu kıldığı bir davranış biçimidir. Aşk ise kendi içinde daha farklı bir yapıya sahiptir. Eksik parçasına tüketme amacı ile değilde elinden alınma ihtimali ve kaybetme korkusundan dolayı acı cektirir. Onun tüm güzelliklerine tek başına sahip olmak ister tüm sosyal hayatın içinden soyutlayarak sadece kendisine has bir varlık olmasını ister. Burada ki temel sorun karşısında ki insanın içinde bulunduğu sosyal hayattan koparıldığı zaman beraber olmayı hayal ettiğin insandan tamamen  farklı olacağı gerçeğidir. Onda bulduğun parçanın yaşabilmesi onun olduğu gibi kalabilmesi ile mümkündür. Yinede insan bunu  göz ardır ederek arzuya benzer bir biçimde ilişkide bulunduğu insanı tüketme eylemi içinde olur.
   Biriyle ilişkide olma hali onunla yakınlık kurmanızla sonuçlanır. Yakınlık kurmak daha önceden sahip olduğumuz akrabalık ilişkilerinden farklıdır. Akrabalık ilişkilerinde beraber olmanın ve ilişkiyi sürdürmenin istediğimiz dışında nedenleri vardır. Bizim tercih etmediğimiz bu bağlayıcı kuralların uygulanışı güçlüdür. Yakınlık ise daha önce hayatında olmayan ve ilişki kurma zorunluluğun olmadığı halde ilişki kurduğun kişi ile aranda ortaya çıkabilecek bir durumdur. Tüm savunma kalkanlarını tamamen yabancı bir organizmaya açmanın ve  paylaşımın en üst seviyede olduğu ilişki türüdür. Yakınlık kurmanın temel sorunu bir süreden sonra tarafların birbirinden talepte bulunmaya başlamasıdır. Bu da özgürlüğün kısıtlayıcıları arasına sokar yakınlığı. Aşk ve arzudan kaçınan insan yakınlığın bu evresine geldiğinde kendini kurtulma iç güdüsünde hisseder çünkü bu zamana kadar ilişki kurmanın kuralları olduğuna ve öğrenebilir bir eylem olduğuna inandığı için.
   İlişki başlamanın etkin aktörlerinden birisi de cinselliktir. Cİnsellik doğal gücü sayesinde
insanı içine çeker ve eylemde bulunması için gerekli isteği oluşturur. Her ne kadar karşındakine güvenmesen de cinsel arzu ilişkiye geçmenin tek başına sebebi olmaya yeterlidir. Cinselliğin diğer bir sonucu ise aile kurma kavramını oluşturmasıdır. Önceleri tek amaçları cinsellik olan çiftler bu amaçlarını unutup yalnız kalmanın korkusunu hisseder ardından alışkanlıkları terk etmenin korkusu eklenince insanlar ilişkilerini korumak gibi bir sonuca ulaşır. Cinselliğin devamında genel itibari ile ortaya çıkması kaçınılmaz sonuç çocuk sahibi olmaktır. Çocuk sahibi olmak mülkiyet haklarının en pahalısıdır. Sahip olmak istediğin her neyse temel amaç maksimum fayda sağlamaktır. Fakat çocuk sahibi olmak bu mantığa tamamen ayrıkırıdır. Tamamen verilerden mahrum bir yatırım aracıdır. Başarılı olacağından hayatını devam ettirmesi ve harcanılan parayı amorti etmesi tamamen şansa bağlı bir durumdur. Bunun sonucunda çocuklarından beklentisi küçük olan ailelerin çocuk sahibi  olması gibi bir mantık güdülebilir. Sanayi toplumunun oluşumundan önce çocuk sahibi olmak ise statü sağlayan bir durumdu. Çocuklar tarlada üretime bedava iş  gücü sağladığı gibi kendini savunmada güvenilir neferleri simgeliyordu bu durum şimdilerde tam tersidir çocuk sayısının fazlalığı büyük bir hata olarak algılanmaktadır.
   Aile kavramının azalması ile akrabalık bağlarıda bunun sonucu olarak azalmıştır.  Ortaya  çıkan ilişki açını kapatan ise yine teknolojidir. Günümüzün modern teknolojisi bizleri iletişimde olduğumuza inandırmaya yetecek kadar sağlam sistemlere sahiptir. Örneğin cep telefonu kullanımı insanın her an ulaşılabilir olduğu duygusunu uyandırmakta ve bundan vazgeçme gibi bir seçenekte sunulmamaktadır aksi halde genel tarafından benimsenen ilişki kurma yolundan çıkarak marjinal konuma gelirsiniz. Sanal ilişkiler o kadar gerçekçi bir haldedir ki insanlar normal ilişki kurma şekillerinde korkarlar ve kendilerini savunmasız hissettikleri ortamlara sahip insanlara karşı düşmanlık beslerler. Sanal alemde kendi gerçekliğin elindeyken gerçek hayatta doğuştan sahip olduğun ve çevrenin sana sunabildiği imkanlar kadar gerçekliğin bulunmaktadır. Ahlak tememlerinin sarsıldığı nokta burasıdır. Yüzyıllar boyu yaşanan ilişkilerin tecrübesi sonucu oluşan ahlak sistemi sanal alemde en ufak nüfusa sahip değildir. Sanal alemin kendi tanrısı kendi ahlakı vardır. Sunulan ahlakta içinde bulunan insanları tatmin edici olduğundan eski anlamda ahlak bu oyunda kendine yer bulamamıştır. Sanal alemin içinde her ne kadar çok bulunsanızda yinede eski tip ilişkilerden bazılarını sürdürmek zorundasınızdır. Bunlardan komşuluk ilişkileri neredeyse herkesi kapsayan bir ilişkidir. Eğer komşu ilişkilerinde izlediğin yol yanlış ise bu kendine verdiğin açık bir zarardır. Komşu sevme kendini düşünerek yaptığın yine bencil  bir hareket olsada uygulanış şekli toplumda iyi karşılanır. Komşunla selamlaşır muhabbet ederek ilk bağını kurarsın. Tanıma isteğiyle evine gider evine davet edersin. Tüm bunların amacı komşunun şerrinden emin olmak olsada bunu öğrenebilmek için ilişki kurman gerekliliği ortadadır. Gerektiğinde yardımına geleceği duygusu ise emeklerinin boşa gitmeyeceği düşüncesinde olmanı sağlar.
   Yazımızda ele aldığımız insanın şehirde yaşıyor olması da üzerinde durulması  gereken olgulardan birisidir. Şehir insanı tarih içinde ki insan  olgusundan büyük  ölçüde farklılaşmış bir haldedir. Şehirdeki farklılaşma daha fazladır. Mesleksel alanlaşma ile başlayan kopma beraberinde diğer alandışı ihtiyaçlarını karşılamak için ilişki kurma ihtiyacını doğurmuştur. Zaman içinde sanallığın olduğu aynı zamanda eski tarz ilişkilerin farkında olan insanlar ortaya çıkmıştır bu tam bir kaostur. Yeni sistem  sanallaşma üzerine hazırlanmıştı. Sanal ilişkilerin en önemli yanlarından birisi yönetici kesimin kontrolü altında olmasıdır. Gerçek ilişkilerin ürkücülüğünden korkan sistemin bu tür ilişkiler insanlara yaptırımı onları marjinal konuma getirerek zamanla yayılmalarını engelleyerek ömürlerini  tamamlamasını beklemeltir. Diğer yandan insanları korku  ile kontrol altına almak ilişkiler üzerinde yeni bir durum değil aslında insanın ilişki kurmasının temelinin güven olduğundan bahsetmiştik. İşte olaya tam buradan yaklaşan yöneticiler böl parçala yönet sistemini kullanırlar. Sanal dünyaya sanal düşmanlar yaratırlar düşmanlar eskidikçe yenilerini çıkarırlar. Kapitalizmin bir zamanlarlar kominizm ile çatışması sonrasında kominizmin çöküşü ile modern dünya ile radikal islamcıların çatışması meydana çıkmıştır. Örnek olarak 11 Eylül olayı bunun tam karşılayan hayata geçirilmiş halidir. İnsanlar ilişkilerden korkuyorlar çünkü gerçek ilişkilerde aniden çekilme yoktur ama sanal ortam delete tuşu daima elinizin altındadır.

İlişkiler akışkan olmak zorundadır. İnsanlar aşkı veya arzuyu yaşıyor. Sevgi sadece bir isim olarak kaldığı sürece bu kaderi yaşamak insanlığın zorunluluğudur. Sevgi sorumlukluk almaktır onu sevmenin bedeli olduğunu bilmek ve bu bedeli ödemeye hazır olmaktır. Paylaşmaktır karşındakinden aldığın kadar verebilmektir. Sevmek sevginin yaşayabilir olduğunu düşünmez yaşadığı ortamda sevgi ilişkisi yaşayamıyacaksa kendine yeni bir dünya bırakmaktır.  Sevgi ilişkisi sevdiğini nereye koyduğunla alakalıdır. Yeri senin için değerli ise onu kaybedicek  adımlardan sakınır yeri rastgele bir yer ise kaybedicek adımların yakında bulunursun. Akışkan ilişkinin tek  çözümü sevmektir ama sevmek sorumluluktur.

yalnızadamlarsokagi.com -murat kusgan

13 Ocak 2012 Cuma

Senin Gibi..




Küçük bir an için
Ait olmak için
Eski aşklar gibi
Kapında.
Yalnız bir gün için,
Nefes almak için
Kanarken avuçlarım
Karşında.
Üzerimde sevdiğin mavi elbisem,
Sensiz geçirdiğim günlerden
Senin gibi beni kimse sevmedi
Dönmedin
Gittiğin yerden geri
Senin gibi beni kimse sevmedi
Bekledim
Gittiğin günden beri…

11 Ocak 2012 Çarşamba

Her yürek bir Pandora'dır!

     Mitolojiye göre Pandora Zeus'un intikam almak amacıyla yarattığı bir kadındır ve onu düşmanının kardeşine yollar. Evlilik hediyesi olarak da bir kutu(voza) yollar tek şart vardır açılmaması gerekir. Pandora merakına yenilir ve kutuyu açar ...

      Pandoranın kutusunun özü budur. Asla yapmaman gerekeni merakına yenilerek denemenin bedeli. Her yürek bir Pandora'dır. İçimize doğumumuzla beraber bırakılmış kutusuna kavuştuğunda gereğini yapmaktan çekinmeyecektir. Günlük hayatımızın akışından uzun süre farkında olmayız. Bunu fark ettiğimiz dönem Pandoranın kutusuna kavuşmasıyla başlar. Aşık  olursun kimisi sevgi der buna, sonuçta ona ulaşırsın. Şimdi yapman gereken  ondan uzaklaşmak. Yapabilirsen kimseye bile bahsetmeden ortadan yok olmandır. Elbette bunun yerine Pandora'nın kutusunu açmak için uğraşacak olacak hemde kendini bile aşarak.
Acı çekmeye ihtiyacın var bu konuda anlatılan hiç bir hikayeye en ufak itibar etmiyorsun onu istiyorsun onunla olmak onun nasıl ne şekilde olduğunun sana uyum sağlamyıp veya senin ona uyum sağlayıp saplamayacağından hakkında da en ufak fikrin yok. Tek düşünce yeter ki seninle olsun. Olsun..
      Bunu denemek istiyorsan asla duygusal olmamalısın bu onun beslendiği kaynaktır. Akıllı olmalısın aklınla sevmeli kalbinle sevdiğine inandırmalısın. Bu vazgeçilmez tek geçerli yoldur aksi halde hayatın nasıl akmadığına daha önceden o olmadan yaşarken o olmadan neden yaşayamadığını anlayamazsın. Kalbinle seversen Pandora'nın kutusunu(yüreğini) açarsın orada kendini bulamazsın. Hayalleri aşkları sevinçler düş kırıklıkları sevgi öfke ne ararsan bulabilirsin ama Sen yoksundur. Bunu bilmek isteyeceğini düşünmüyorum. Beyaz atlı prens değilsindir veya uyuyan güzel orada yoksundur. Hiç olmadığın için senden bir iz de yoktur. İçinin acıyacağını biliyorum ama her yürek bir Pandoradır. Neler yaptığını daha neler yapacağını düşünür durursun sen acının içinde debelenir kendinden geçerken o hayatına döner. Sen varken bile birinden hoşlanabilir sensizlik ona bir anın normal duygusu gibi gelir. Hayatına devam eder. Üstelik aldatılan sen olsan dahi aldatmanın sebebinin sen olmanı kabul etmeni, oluşan kötü durumun hiç bir izini taşımadan hiç aldatılmamış gibi ona en ufak bir şey yansıtmandan yaşamanı ister. Ya da başka aşklara yelken açar adını bir daha anmayacağına dair bir ezgi tutturailir.

Sen ne büyüksün ey PANDORA!

yalnizadamlarsokagi.com - şizofren  Furkan
@sizofrenfurkan