15 Ocak 2012 Pazar

Akışkan Aşk..

     İnsan ilişkilerini anlamaya çalışmadan önce insanın doğasını iyice anlamamız lazım. Tanımadığımız bir varlığın neyi ne için yaptığını anlamak aksi halde mümkün değildir. İnsan dünya üzerinde yaşayan canlılar içinde düşünme yetisine sahip tek varlıktır. Tüm sebep ve sonuç ilişkisi insanın bu özelliğinden kaynaklanmaktadır. İnsanın düşünme yetisi tek başına çalışma kabileyetine sahip değildir. Düşünme yetisi duygularından etkilenir bu etkileşim insanın bazen akıl yetisine sahip olmadığını bile düşündürecek kadar ileri düzeyde olabilir. Böyle karmaşık bir iç dünyaya sahip varlığın tek başına yaşamayıp kısmen hayvanlarda olduğu gibi toplu halde yaşaması insan ilişkilerini ortaya çıkarmış ortaya çıkan ilişkisi ise genel kurallara dayandırılamayacak kadar karmaşık bir haldedir. Günümüz de ise durum daha karmaşık bir haldedir. Bunun nedeni bugüne kadar zorla denilebilecek dayatılmış ilişkiler akrabalıkk bağları bulunan insan şimdi bu ilişkilerden de kopmuş topluluk halinde yaşayan fakat hiç bir ilişkiye sahip olmak istemeyen birey tipi ortaya çıkmıştır. Kendinden başka biriyle bağ kurabilmenin temel ihtiyacı güven duygusudur. Güven duygusunun azlılığı veya çokluğu ilişkinin katagorisini belirleyecektir.
     Güven  duygusunun tahsis edilmesi günümüz şartlarında geçmişe göre daha zor bir hal almaktadır çünkü güven kazanabilmek için sorumluluk olmak hatta kendi isteklerinin  bir kısmından vazgeçmek gerekir. Bireyselleşmenin  bir hayat tarzı olarak yoğun bir kitle tarafından benimsendiği günümüzde sorumluluk olmak neredeyse kendine ihanet etmek gibi acı bir tat vermektedir. Yine de insanın yaratılışından gelen içten gelen dürtüsüyle sürekli ilişki halinde olmayı isteyen  özellikle karşı cinsle özel bir bağ kurmanın hazzına dayanılmaz bir istek duyan insan aklının ona yasakladığı sorumluluk almama yasağını delmektedir. Aklı ve duyguları arasında ki daimi savaşın sonrasında ilişkiler akışkan bir hal üzeridir. Belirli kalıplardan uzak bir o kadar da kendi içinde bağlıcılığı vardır. Bunun en güzel örneği evlilik denen kurumun yasalarla korunuyor olmasıdır. Esasen evlilik dediğimiz hadise elimize aldığımız üzerinde devletin resmi mührü bulunan fotoğraflarımızın altında beyannameyi kabul eden imzalarımızın  bulunduğu bir şey değildir. Evlilik hayatın getirdiği güzel duyguları, zevkleri ve kederleri paylaşmak istediğin insanı insanlara duyurmaktır. Bunda ki temel amaç topluluk halinde yaşayan insanın toplumu rahatsız edicek eylemlerde bulunmama gereksinimidir ama güvenden yoksun insanlar beraber yaşamak istedikleri insanı yasalarla bağlamak zorunda kalmışlardır. Yasalar o kadar ağır şartlar taşımaktadır ki evlenmek tehlikeli bir istek konumuna gelmiştir.
   İlişkiye geçilen insandan beklenti o kadar fazladır ki karşındakinin bütününü bir kenara atarak sadece istediğiniz parçalarını aldığınız bir düzen şeklindedir. Durum daha da kötü bir hal almak zorundadır. Günümüz insanı artık duygularına önem vermediği gibi aklını da kullanmaktan vazgeçmiş durumdadır. Bunu onun için yapan bir kesim oluşmuştur. Bu kesim kimi zaman bilimsel konuşan psikoloklardan kimi zaman magazinin gözde isimlerinden oluşmaktadır. Bu insanlar size ideal insanı bir ilişkiden ne beklenmesi gerektiği gibi genel kurallara dayandırılmış şeyler söyler. Bu tam bir fiyaskodur! Dünyada yaşaya 6 milyar insan var ise altı milyar farklı psikoloji ve doğru yanlış kavramı vardır. Buna ek olarak her ilişki ilişkiyi yaşayan çiftten bağımsız olarak kendi kişiliğine sahiptir. Tüm bu kompleks yapıyı belirli standartlara indirgediğimiz de ilişki kurmaktan korkan insanımız yaşadığı başarısız ilişkilerden sonra artık ilişkide olma halinden kaçınmaktadır.
   İnsan düşünebilen bir varlık olmasının sonucu olarak öğrenebilen bir varlıktır. Yaşadığı başarısız ilişkilerden sonra bu oyunun kurallarını öğrendiğine dair bir düşünce içine  girer böylece durum daha tehlikeli bir hal alır. Zaten tüketime meyilli olan insan şimdi tüketim seviyesinin standartlarını çok üst seviyelere taşımış ayrıca bunuda yetersiz görmektedir. İlişki kurmaya çalıştıkları insanlara verdikleri ve karşı taraftan aldıkları uzun süreli taahütler ise oyunu oynamak için öylece söylenmiş hiç bir yaptırımı olmayan yalan olarak ortaya çıkıyor. Özellikle günümüz ilişkilerinin bir başka sorunu ise ilişkilerin artık sanal ortamlardan yaşanıyor olmasıdır. İki insan bir araya geldiğinde doğası gereği içinde bulunan dinamikler aktif haldedir. Göz teması sesdeki titreme bile ilişkinin doğal olmasını sağlamaktadır. Fakat günümüzde her şeyin elimizin altında ve hayal gücümüze kaldığı sanal ortamda malesef insanlar kendilerini asla olmadıkları insanlar dönüştürmekte sanal ortamda harika olan  ilişkiler gerçek karakterlerin bir araya gelmesi ile fiyasko ile sonuçlanmasına sebep olmaktadır.
  

   Tarihler boyu üzerinde durulan en mühim konulardan birisi tartışmasız aşk kavramıdır. Söylenişi kadar kolay yaşanmayan bir anlam taşır aşk. Hayatını bireysellik üzerine inşa etmiş insanımız aşık oluncaya kadar kendini kusursuz hisseder. Aşık olduğunda ise ilk defa eksik bir parçasının bir başkası içinde olduğunu anlar. Tamda burada farkında olmadan insan  iki yol arasında tercih yapar aşık olur veya arzu duyar. Her ne kadar aynı anlamları ifade ettikleri düşünülsede bu iki kelime birbirine sadece benzer iki kardeştir. Huyları ve istekleri tamamen farklıdır. Eksik parçanı bulduğunda onunla bütünleşmek istersin. Parçanı taşıyan insanı ele geçirmeye başladığında aşk ve arzu burada ortak hareket  eder. Ayrım noktası ise arzunun tehlikesinin daha büyük olmasıdır. Arzu beraber yaşama dürtüsünden tamamen uzaktır. Amacı ilişkide olduğu insanı yok etmek üzeredir. Yakalar sarar kanını emer ve ondan geriye hiçbir şey kalmadığından emin olana denk sürekli talepte bulunur ölmesine izin vermeden sadece yaşayabilmesi için gereken alanı ona tanır. Bu davranış tüketim toplumumun zorunlu kıldığı bir davranış biçimidir. Aşk ise kendi içinde daha farklı bir yapıya sahiptir. Eksik parçasına tüketme amacı ile değilde elinden alınma ihtimali ve kaybetme korkusundan dolayı acı cektirir. Onun tüm güzelliklerine tek başına sahip olmak ister tüm sosyal hayatın içinden soyutlayarak sadece kendisine has bir varlık olmasını ister. Burada ki temel sorun karşısında ki insanın içinde bulunduğu sosyal hayattan koparıldığı zaman beraber olmayı hayal ettiğin insandan tamamen  farklı olacağı gerçeğidir. Onda bulduğun parçanın yaşabilmesi onun olduğu gibi kalabilmesi ile mümkündür. Yinede insan bunu  göz ardır ederek arzuya benzer bir biçimde ilişkide bulunduğu insanı tüketme eylemi içinde olur.
   Biriyle ilişkide olma hali onunla yakınlık kurmanızla sonuçlanır. Yakınlık kurmak daha önceden sahip olduğumuz akrabalık ilişkilerinden farklıdır. Akrabalık ilişkilerinde beraber olmanın ve ilişkiyi sürdürmenin istediğimiz dışında nedenleri vardır. Bizim tercih etmediğimiz bu bağlayıcı kuralların uygulanışı güçlüdür. Yakınlık ise daha önce hayatında olmayan ve ilişki kurma zorunluluğun olmadığı halde ilişki kurduğun kişi ile aranda ortaya çıkabilecek bir durumdur. Tüm savunma kalkanlarını tamamen yabancı bir organizmaya açmanın ve  paylaşımın en üst seviyede olduğu ilişki türüdür. Yakınlık kurmanın temel sorunu bir süreden sonra tarafların birbirinden talepte bulunmaya başlamasıdır. Bu da özgürlüğün kısıtlayıcıları arasına sokar yakınlığı. Aşk ve arzudan kaçınan insan yakınlığın bu evresine geldiğinde kendini kurtulma iç güdüsünde hisseder çünkü bu zamana kadar ilişki kurmanın kuralları olduğuna ve öğrenebilir bir eylem olduğuna inandığı için.
   İlişki başlamanın etkin aktörlerinden birisi de cinselliktir. Cİnsellik doğal gücü sayesinde
insanı içine çeker ve eylemde bulunması için gerekli isteği oluşturur. Her ne kadar karşındakine güvenmesen de cinsel arzu ilişkiye geçmenin tek başına sebebi olmaya yeterlidir. Cinselliğin diğer bir sonucu ise aile kurma kavramını oluşturmasıdır. Önceleri tek amaçları cinsellik olan çiftler bu amaçlarını unutup yalnız kalmanın korkusunu hisseder ardından alışkanlıkları terk etmenin korkusu eklenince insanlar ilişkilerini korumak gibi bir sonuca ulaşır. Cinselliğin devamında genel itibari ile ortaya çıkması kaçınılmaz sonuç çocuk sahibi olmaktır. Çocuk sahibi olmak mülkiyet haklarının en pahalısıdır. Sahip olmak istediğin her neyse temel amaç maksimum fayda sağlamaktır. Fakat çocuk sahibi olmak bu mantığa tamamen ayrıkırıdır. Tamamen verilerden mahrum bir yatırım aracıdır. Başarılı olacağından hayatını devam ettirmesi ve harcanılan parayı amorti etmesi tamamen şansa bağlı bir durumdur. Bunun sonucunda çocuklarından beklentisi küçük olan ailelerin çocuk sahibi  olması gibi bir mantık güdülebilir. Sanayi toplumunun oluşumundan önce çocuk sahibi olmak ise statü sağlayan bir durumdu. Çocuklar tarlada üretime bedava iş  gücü sağladığı gibi kendini savunmada güvenilir neferleri simgeliyordu bu durum şimdilerde tam tersidir çocuk sayısının fazlalığı büyük bir hata olarak algılanmaktadır.
   Aile kavramının azalması ile akrabalık bağlarıda bunun sonucu olarak azalmıştır.  Ortaya  çıkan ilişki açını kapatan ise yine teknolojidir. Günümüzün modern teknolojisi bizleri iletişimde olduğumuza inandırmaya yetecek kadar sağlam sistemlere sahiptir. Örneğin cep telefonu kullanımı insanın her an ulaşılabilir olduğu duygusunu uyandırmakta ve bundan vazgeçme gibi bir seçenekte sunulmamaktadır aksi halde genel tarafından benimsenen ilişki kurma yolundan çıkarak marjinal konuma gelirsiniz. Sanal ilişkiler o kadar gerçekçi bir haldedir ki insanlar normal ilişki kurma şekillerinde korkarlar ve kendilerini savunmasız hissettikleri ortamlara sahip insanlara karşı düşmanlık beslerler. Sanal alemde kendi gerçekliğin elindeyken gerçek hayatta doğuştan sahip olduğun ve çevrenin sana sunabildiği imkanlar kadar gerçekliğin bulunmaktadır. Ahlak tememlerinin sarsıldığı nokta burasıdır. Yüzyıllar boyu yaşanan ilişkilerin tecrübesi sonucu oluşan ahlak sistemi sanal alemde en ufak nüfusa sahip değildir. Sanal alemin kendi tanrısı kendi ahlakı vardır. Sunulan ahlakta içinde bulunan insanları tatmin edici olduğundan eski anlamda ahlak bu oyunda kendine yer bulamamıştır. Sanal alemin içinde her ne kadar çok bulunsanızda yinede eski tip ilişkilerden bazılarını sürdürmek zorundasınızdır. Bunlardan komşuluk ilişkileri neredeyse herkesi kapsayan bir ilişkidir. Eğer komşu ilişkilerinde izlediğin yol yanlış ise bu kendine verdiğin açık bir zarardır. Komşu sevme kendini düşünerek yaptığın yine bencil  bir hareket olsada uygulanış şekli toplumda iyi karşılanır. Komşunla selamlaşır muhabbet ederek ilk bağını kurarsın. Tanıma isteğiyle evine gider evine davet edersin. Tüm bunların amacı komşunun şerrinden emin olmak olsada bunu öğrenebilmek için ilişki kurman gerekliliği ortadadır. Gerektiğinde yardımına geleceği duygusu ise emeklerinin boşa gitmeyeceği düşüncesinde olmanı sağlar.
   Yazımızda ele aldığımız insanın şehirde yaşıyor olması da üzerinde durulması  gereken olgulardan birisidir. Şehir insanı tarih içinde ki insan  olgusundan büyük  ölçüde farklılaşmış bir haldedir. Şehirdeki farklılaşma daha fazladır. Mesleksel alanlaşma ile başlayan kopma beraberinde diğer alandışı ihtiyaçlarını karşılamak için ilişki kurma ihtiyacını doğurmuştur. Zaman içinde sanallığın olduğu aynı zamanda eski tarz ilişkilerin farkında olan insanlar ortaya çıkmıştır bu tam bir kaostur. Yeni sistem  sanallaşma üzerine hazırlanmıştı. Sanal ilişkilerin en önemli yanlarından birisi yönetici kesimin kontrolü altında olmasıdır. Gerçek ilişkilerin ürkücülüğünden korkan sistemin bu tür ilişkiler insanlara yaptırımı onları marjinal konuma getirerek zamanla yayılmalarını engelleyerek ömürlerini  tamamlamasını beklemeltir. Diğer yandan insanları korku  ile kontrol altına almak ilişkiler üzerinde yeni bir durum değil aslında insanın ilişki kurmasının temelinin güven olduğundan bahsetmiştik. İşte olaya tam buradan yaklaşan yöneticiler böl parçala yönet sistemini kullanırlar. Sanal dünyaya sanal düşmanlar yaratırlar düşmanlar eskidikçe yenilerini çıkarırlar. Kapitalizmin bir zamanlarlar kominizm ile çatışması sonrasında kominizmin çöküşü ile modern dünya ile radikal islamcıların çatışması meydana çıkmıştır. Örnek olarak 11 Eylül olayı bunun tam karşılayan hayata geçirilmiş halidir. İnsanlar ilişkilerden korkuyorlar çünkü gerçek ilişkilerde aniden çekilme yoktur ama sanal ortam delete tuşu daima elinizin altındadır.

İlişkiler akışkan olmak zorundadır. İnsanlar aşkı veya arzuyu yaşıyor. Sevgi sadece bir isim olarak kaldığı sürece bu kaderi yaşamak insanlığın zorunluluğudur. Sevgi sorumlukluk almaktır onu sevmenin bedeli olduğunu bilmek ve bu bedeli ödemeye hazır olmaktır. Paylaşmaktır karşındakinden aldığın kadar verebilmektir. Sevmek sevginin yaşayabilir olduğunu düşünmez yaşadığı ortamda sevgi ilişkisi yaşayamıyacaksa kendine yeni bir dünya bırakmaktır.  Sevgi ilişkisi sevdiğini nereye koyduğunla alakalıdır. Yeri senin için değerli ise onu kaybedicek  adımlardan sakınır yeri rastgele bir yer ise kaybedicek adımların yakında bulunursun. Akışkan ilişkinin tek  çözümü sevmektir ama sevmek sorumluluktur.

yalnızadamlarsokagi.com -murat kusgan